bir hafta basiydi

8de gözlerini araladi. Sabah çisine yenik dustu kendini tuvalette buldu. Daha sonra yataginin çokuklugunden kaynaklanan belindeki sizintiya dayanamayip kendini annesinin yatagina atti. Orada uyudu, döndü, tavani izledi, hayal kurdu, dolaptaki aynada kendini seyretti. 'Kesinlikle gece biri gelip yüzüme ayçicek yagi döküp ortadan kayboluyor' diye aklindan geçirdi. Cildi yillardir yagliydi. Hatta asiri yagli. Iki haftadir sabah aksam yuzune surdugu 14 euroya aldigi la roche posay kremlerde henüz etkisini göstermemisti. Kendine gûvenmeye, kendini güzel bulmaya ihtiyaci vardi. Ama olmuyordu. Bacaklarina aylardir epilasyon yapmiyordu, kaslarini arada bi aliyordu, neredeyse her zaman suratinin ortasinda sivilce pörtlüyordu. Pantalon giydiginde yanlardan yaglar firtliyordu. Uzun zamandir hep bol giysiler giymeye baslamis, aynada olabildigince az kendine bakmaya baslamisti. Sevildigini hissetmiyordu, kendinide sevmiyordu. Umursamaz görünmeye çalisiyordu. Dolayisiyla herkes onu mutlu saniyordu. Içten içe yalnizlik çekiyordu. Saçma sapan seyler düsünüp duruyordu bütûn gün. Staj onu yoruyordu. Iyice bikmisti. Her neyse bu sabahta kalmistik dimi ?

Dusunu aldi, uzerini giyindi ve yagmurdan islanmamak için kosar adimlarla duraga dogru yoneldi. Semsiye tasimaktan nefret ediyordu. Eline ayagina dolaniyordu, kesin biryerlerde unutuyordu. Islanmak daha iyiydi. Saka saka ne iyisi ? Disari çikmazdi böyle zamanlarda, anca mecburiyetten.. Hos günesede tahammülü yoktu. Evde durmayi seviyordu.. Ev kizi'da denilemezdi. Ev kizlari tüm ev islerini eksiksiz yerine getiren kizlardi. O bi köse yastigiydi. Evden gidince yoklugu hissedilecek miydi acaba ?
Bu arada sadece 17 gün kaldi...