Paris

Bir ay oncesinden ayarlanmisti hersey, anneme baski yapip otobus biletlerini aldirmistim Parise gitmek için, nerden bileyim ben böle yumurtanin kapiya dayanacagini ? Sinavlarin boyle beni strese sokacagini ?.. Basa döneyim evet, saat 9'da ciktik efenim burdan, cumbur cemaat gidiyoruz. Gidiyoruz ama nereye gidiyoruz ? Bi turlu varamadik Paris'e. Uyuyayim diyorum, bir o yana bir bu yana attiriyorum o koca kiçimi otobus koltugunda. Muzik diniyorum olmuyor, kitap okumaya çalisiyorum olmuyor. Otobusteki tombik bebegin resimlerini cekeyim çaktirmadan diyorum gene olmuyor. O yeni çikmis iki disiniii yirimmmmmm ama ya.
                              

 Tabi tum bu arada, tipim hafiften kaymaya basliyor. Sabah 9'da cillop gibiyken, Saat 13:30 'da Paris'te kendini bulan abdilin Fadime edasiyla iniyorum otobusten. Aksam altida burda olun diyip saldilar bizi paris sokaklarina. Baktik eyfel kulesinin ucu gorunuor, o yone dogru yol almaya basladik.. Annem ablam ve ben.. Tabi once muzenin birinin onunde sadviclerimizi tikinmaya basladik. 

                              

Baktim onemli biseye benziyor, onunde fotograf çekineyim dedim.. 

                               

Ve sonunde eyfele ulastik.  

                                   


                                    
Daha once gormustum eyfeli ama tepesine cikmamistim :D Bu sefer nasip oldu, nasil olduysa cok fazla kuyrukta beklemeden cikiverdik

                                    

Bakmayin bole gulmeye çalistigima, donuyordum ben o siralar.. 

                                   

                                   

                                   

                                     


 Hele len pek büyükmüs paris dedik..
Daha sonra bunlarin noel pazarinin oldugu yere gittik, uc bes biseye bakindiktan sonra aksam oldu ve eyfel isiklandi :) wuuuuu cok romantikti.. Bi suru cift ellerinde fotograf makinesi birbirlerini cekiyorlar, bende botunun içine su girdigi için islanan coraplarindan yakinan ablamla etrafa bakiniyorum..  Bi an için kendimi " adeleten bumu dunya ? " dedim ve sonra durumu kabullendim.


karanlikta Petit Palais'nin onune vardik, otobusumuzu bekliyoruz sip sip yagmur yagarken.. resmen sirilsiklam olduk.. neyseki otobus geldi, paris'ten iki saatte çikabildik, ciktik ama burnuma acayip kokular geliyordu, oda arka koltukta oturan melissa'nin ekmeginden yayilan yumurta kokusuydu, bu kokuyu en son turkiye'de köy otobüsünde yasli bi teyzenin yufkanin arasina sardigi yumurta patates ve yesil sogandan animsiyorum. Boyle soyleyince igrenç gelebilir ama dunyanin en tatli yiyecegidir yufkanin arasina durulmus yumurta, sogan ve patates. Sabahin besinde tarlaya kayisi toplamaya gidin, oglen nasi istahla yiyorsunuz bi gorun :D Herneyse otobusteki arap karilarinin cocuklarinin tepinmesinden sikayet eden annem, otobusun on koltuguna geçmisti ki, ayni kadinlar bu sefer arap muzigi koydular, otobuste cumbur cemaat gallili gulluli sarki dinliyoruz.. saatte on ikiye geliyor.. Alkis tutan kadinlar, sag arka koltukta oturan ve nerde oldugunu bilmeyen fransiz kadindan baska bisi hatirlamiyorum en son.. zaten sonrada koptum hayattan, uyudum...
devam ederdim ama kisa keseyim, uyku demisken uykum geldi :p